enerwiseai mobil uygulamamız Android ve iOS'ta yayında! Hemen indirin.

enerwiseai
BlogSürdürülebilirlik
Sürdürülebilirlik

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Pilot Döneme Girerken: Yerli Karbon Fiyatı Oluşuyor, Peki SKDM içinTanınacak mı?

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Pilot Döneme Girerken: Yerli Karbon Fiyatı Oluşuyor, Peki  SKDM içinTanınacak mı?

Sona yaklaşıyoruz

Türkiye'de yerli emisyon ticaret sisteminin kuruluşunda artık sona yaklaşıyoruz. 27 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile sistemin hukuki çerçevesi tamamlandı. 3 Eylül 2026 tarihli ve KPK/2026/1 sayılı Karbon Piyasası Kurulu kararı ise pilot dönemin kapsamını ve takvimini netleştirdi. Bu yıl raporlama yılı, 2027 ise pilot uygulama yılı olarak belirlendi. Türkiye açısından bu süreç oldukça önemli olacak, çünkü iklim politikası burada bir niyet beyanı olmaktan çıkıp bilanço kalemine dönüşüyor. Karbon yoğun üretim, bundan sonra işletmeler için gerçek bir maliyet üretecek.

Sistemin sıfırdan kurulmadığını da hatırlatmak gerekir. Emisyon yoğun faaliyetler için izleme, raporlama ve doğrulama altyapısı 2014'ten beri işliyor ve bugün bu kapsamda 758 tesis bulunuyor. Yeni Yönetmelik, 2025 tarihli İklim Kanunu ile kurulan çerçevenin üzerine ticaret boyutunu ekliyor.

Pilot Dönemin çerçevesi

Yönetmelik tesisleri yıllık doğrulanmış emisyonlarına göre üçe ayırıyor. 50.000 ton CO₂e ve altındaki A kategorisi tesisler yalnızca izlemeye tabi ve ticarete dahil değil. 50.001 ile 500.000 ton arasındaki B kategorisi ile 500.000 tonun üzerindeki C kategorisi tesisler ise ticarete dahil oluyor. Pilot dönem, izleme kapsamındaki 758 tesisin tamamını değil, beş sektördeki B ve C kategorisi tesisleri kapsıyor. Bu sektörler elektrik üretimi, çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre. Yaklaşık dört yüz tesis düzeyindeki bu dar kapsamın, Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 41'ine ulaşması bekleniyor. TÜİK'e göre bu emisyon 2024 yılında 584,5 milyon ton CO₂e düzeyindeydi.

Sektör listesi tesadüf değil. ETS'ye dahil olan sektörler, AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasının (SKDM) kapsadığı sektörlerle neredeyse birebir örtüşüyor; altı ana SKDM sektöründen beşi burada yer alıyor. Yani pilot uygulama, doğrudan ihracatın karbon maliyetiyle karşılaştığı yerden başlıyor. Takvim açısından ilk somut tarih 27 Ekim 2026; izleme yöntemi planları bu tarihe kadar sunulmalı. Yıllık emisyon raporları ise her yıl 30 Nisan'a kadar, akredite doğrulayıcı onayıyla verilecek.

Yüzde 100 ücretsiz tahsisat, sıfır maliyet demek değil

Emisyon tahsisatlarının ilk dönemde yüzde 100 ücretsiz dağıtılacak olması, turkuaz kredilere kısmen izin verilmesi ve bankalama kuralının bulunması gibi kurallar, anladığım kadarıyla AB ETS'nin 2005 pilot dönemine benzer bir öğrenme mantığının izlendiğini gösteriyor. Amaç, tarafların sistemi fiyat şoku yaşamadan öğrenmesi. Bununla birlikte AB'nin ilk dönem tecrübelerinden ders alındığı da görülüyor; izleme, raporlama ve doğrulama kuralları sıkı tutulmuş ve piyasa istikrarı tasarımda öncelik kazanmış durumda.

Ancak yüzde 100 ücretsiz tahsisat, sıfır karbon maliyeti anlamına gelmiyor. Bu oran tesisin gerçek emisyonuna değil, kıyas değeri yöntemiyle hesaplanan ücretsiz tahsisat hakkına uygulanıyor. Doğrulanmış emisyonu 100.000 ton olan bir tesisin teslim yükümlülüğü 100.000 tahsisattır; kıyas değeri üzerinden hesaplanan ücretsiz tahsisatı 90.000 ise, aradaki 10.000 tahsisatlık açığı piyasadan temin etmesi gerekecek. Sektörünün ortalama emisyon yoğunluğunun üzerinde kalan tesis bu farkı öder, altında kalan tesis ise elindeki fazlayı satabilir. Başka bir ifadeyle pilot dönem bir ceza mekanizması değil, verimlilik farkı üzerinden çalışan bir yeniden dağıtım mekanizmasıdır. Maliyet, mutlak emisyonda değil göreli verimsizlikte doğar.

Fiyat nerede oluşacak?

Belirli olmayan en önemli konu, karbon piyasası fiyatının kaç TL ile başlayacağı. Kişisel tahminim, yerli ETS fiyatının ilk başta oldukça düşük olacağı yönünde. Bunun yapısal bir nedeni var. Tahsisatın tamamı ücretsiz dağıtıldığında talep yalnızca kıyas değeri açığı kadar oluşuyor, bankalama imkânı da arz tarafını rahatlatıyor. Dolayısıyla ticaret başladığında yerli karbon piyasasının nispeten düşük hacimli ve sığ olacağını öngörebiliriz.

Fiyatların nasıl seyredeceğini ise teknik parametrelerden çok alınacak kararlar ve resmî kurumların tutumu belirleyecek; tahsisat dağıtımının cömertliği, kıyas değerlerinin sıkılığı, turkuaz kredi limitleri ve piyasa istikrar araçları burada belirleyici olacak. Düşük ve öngörülemez bir fiyatın en önemli sakıncası, azaltım yatırımı için yeterli sinyal üretmemesidir. Pilot dönemin asıl riski de budur. Eğer fiyatlar ikinci piyasada ticaret başladığında kalıcı bir şekilde yükselir ve bu süreç sürdürlebilir olursa, ancak o zaman karbon fiyatı anlamlı bir sinyal üretmektedir diyebiliriz.

Asıl mesele: bu fiyat SKDM'den düşülecek mi?

Diğer önemli konu ise yerli ETS ile oluşacak karbon fiyatının AB SKDM kapsamında kabul görüp görmeyeceğidir. Kişisel düşüncem, pilot döneminde TR-ETS'de oluşacak karbon fiyatının SKDM maliyetinden düşülmesinin mümkün olmayacağı yönünde.

Bunun iki gerekçesi var. Birincisi, 2026 yalnızca raporlama yılı olduğu için bu yıla ait emisyonlar üzerinde ödenmiş bir karbon fiyatı bulunmuyor. İkincisi, 2027'de fiyat mekanizması devreye girdiğinde tahsisatlar yüzde 100 bedava dağıtılacağı için, tesis düzeyinde fiilen ödenen tutar yalnızca kıyas değerinin üzerinde kalan farkla sınırlı kalacak. AB mevzuatının mahsuba izin verdiği tutar ise tam olarak bu fiilen ödenmiş kısımdır; 2023/956 sayılı Tüzüğün 9. maddesi ile 3(29) maddesindeki tanım bunu açıkça ortaya koyuyor. Komisyonun Mayıs 2026'da geri bildirime açtığı uygulama tüzüğü taslağı da çerçeveyi gevşetmiyor, aksine sıkılaştırıyor. Taslağa göre ücretsiz tahsisatlar, taban muafiyetleri ve iadeler SKDM indirimi için değerlendirilebilecek tutarı azaltabilir; varsayılan değer kullanan ithalatçılar ise 9. madde düşümünü tamamen kaybediyor. Haliyle AB, yüzde 100 bedava dağıtımı kendi SKDM maliyetinden indirim için uygun görmeyebilir.

Bu değerlendirmeyi sınamak için Güney Kore örneğine bakmak yeterli. K-ETS 2015'ten beri işliyor ve ulusal emisyonların yaklaşık yüzde 78'ini kapsıyor, yani olgunluğu tartışmalı değil. Buna rağmen Kore çeliğinin AB SKDM sisteminde elde ettiği mahsup ihmal edilebilir düzeyde. Çünkü karbon kaçağı riski taşıyan sektörler yüzde 100 ücretsiz tahsisat alıyor ve KAU fiyatı 6 ila 7 avro aralığında, yani 10 doların altında seyrediyor. 85 avro düzeyindeki EUA fiyatı karşısında bu, ciddi bir maliyet azaltımı ifade etmiyor. Haliyle buradan çıkarılacak sonuç bellidir: bir sisteme sahip olmak, o sistemden kredi almakla aynı şey değildir. Asıl önemli olan, ihracatçının ihraç edilen malların içerdiği emisyonlar için etkili bir ödeme olarak kanıtlanabilir ve kabul edilebilir bir karbon maliyeti ödeyip ödemediğidir.Yeni kurulacak Türkiye sistemi için de benzer düşünmek gerekiyor.

Öyleyse odak nerede olmalı?

Pilot uygulama dönemde mahsup beklenmiyorsa, şirketlerin enerjisini fiyat tartışmasına değil emisyon ve ürün bazında emisyon yoğunluğunu azaltmaya vermesi gerekir. Bu, yalnızca bir çevre hedefi değil doğrudan bir maliyet stratejisidir, çünkü AB'nin sınırda yaptığı hesap ürünün gömülü emisyonundan kıyas değerinin düşülmesi esasına dayanıyor. Örneğin, yüksek fırın çeliği için bu değer ton başına 1,370 ton CO₂e düzeyinde. Bu seviyenin üzerinde kalan her ton, hem yerli sistemde tahsisat açığı hem AB sınırında sertifika yükümlülüğü doğuruyor. Dolayısıyla, karbonsuzlaşma sayesindesağlanan fiziksel iyileştirme iki kez kazandırıyor. Emisyon yoğunluğunu düşüren işletme yüksek maliyetlerden kaçınmakla kalmaz, AB pazarında etkin bir aktör hâline de gelir.

Haliyle, şirketler açısından üç öncelik öne çıkıyor.

1.      Ölçüm ve doğrulama altyapısı tek bir veri seti olarak kurulmalıdır. Pilot için hazırlanan tesis düzeyi veri seti, aynı zamanda AB sınırında kullanılacak veri setidir. Doğrulanmış gerçek veri bulunmadığında AB alıcısı ihtiyatlı varsayılan değerleri uygular ve bu, hem sınırda atfedilen emisyonu yükseltir hem de mahsup hakkını tamamen ortadan kaldırır.

2.      Maruziyet, toplam emisyonun manşet fiyatla çarpımı üzerinden değil, kıyas değerinin üzerinde kalan fark üzerinden modellenmelidir. Bu ayrımı yansıtmayan her maliyet tahmini yanıltıcı olacaktır.

3.      Yatırım kararları düşük başlangıç fiyatına göre değil, 2029 sonrasının maliyet eğrisine göre alınmalıdır. Bugünün düşük TL fiyatı, karbon yoğunluğunu koruma gerekçesi değildir.

Sonuç

Türkiye'nin ETS pilot uygulmasına başlaması önemli ve doğru bir adımdır; emisyonun yoğunlaştığı yerden başlaması tasarım açısından yerindedir. Ancak ihracatçı açısından sorulacak soru sistemin varlığı değildir. Soru, bu fiyatın AB veya 2027 yılında başlayacak Birleşik Krallık sınırına ulaştığında ücretsiz tahsisattan, kanıt kurallarından ve zamanlamadan geriye ne kadarının kaldığıdır. Pilot dönem için bu cevabın "çok az" olacağını düşünüyorum. Bu nedenle asıl rekabet avantajı karbon fiyatında değil, ton başına emisyon azaltımında aranmalıdır. Özetle, karbon yoğun işletmeler ETS ile oluşacak karbon fiyatlamasından medet ummak yerine uzun vadeli düşünüp ilgili sektörde kapsamlı bir karbonsuzlaşma yol haritası belirlemelidir.

Prof. Dr. Etem Karakaya  ·   Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Enerwiseai